UrusACADEMY
Hemen Başla

Ders 1 / 5

Arzunun Son Kullanma Tarihi Yok

Yaş Aldıkça Sex
0:00-7:15

Ses hazırlanıyor…

Ders metni

Yaş almak, cinsel yaşam için önceden belirlenmiş bir kapanış tarihi yaratmaz. Yine de kültür bize uzun zamandır tersini anlatıyor: Gençlik arzuyla, ileri yaşlar ise arzunun yokluğuyla eşleştiriliyor. Beden ve insan deneyimi bu kadar ikili çalışmıyor.

Daha doğru metafor bir ekosistem olabilir. Arzu, bedensel sağlık, ruh hâli, ilişki, mahremiyet, stres, kültür ve kişinin kendisiyle kurduğu bağ aynı ortamda birbirini etkiler. Ekosistem zamanla değişir; bazı dönemlerde canlı ve hareketli, bazı dönemlerde daha sessiz olabilir. Sessizlik, sistemin ortadan kalktığı anlamına gelmez.

Yaşlılık neden aseksüellik gibi anlatılıyor?

Popüler kültür cinselliği çoğunlukla genç bedenler üzerinden gösterir. Reklamlar, filmler ve gündelik şakalar, cinsel çekiciliği gençlikle eşleştirirken yaşlı yetişkinleri ya şefkatli ama cinsellikten uzak karakterlere dönüştürür ya da cinsel ilgilerini komik ve uygunsuz gösterir. Böylece kültürel bir kurgu, biyolojik gerçekmiş gibi yerleşir: “Belli bir yaştan sonra insanlar artık istemez.”

Oysa yaşlı yetişkinler cinsel düşüncelere, arzulara, ilişkilere ve farklı yakınlık biçimlerine sahip olabilir. Bazıları aktif bir cinsel yaşam sürdürür; bazıları daha seyrek yakınlaşır; bazıları için cinselliğin önemi azalır; bazılarıysa hiç cinsel ilgi duymaz. Bu çeşitlilik genç yetişkinlerde de vardır.

Burada iki farklı şeyi ayırmak önemli: Aseksüellik, kişinin çok az cinsel çekim yaşadığı ya da hiç yaşamadığı bir cinsel yönelim olabilir. Yaşlanmak ise insanı kendiliğinden aseksüel yapmaz. Elbette yaşlı bir kişi aseksüel olabilir; fakat yaşlılık ile aseksüellik eş anlamlı değildir.

Bu mit yalnızca yanlış bir varsayım üretmez, gerçek sonuçlar da doğurur. Yaşlı kişilerin mahremiyet ihtiyacı küçümsenebilir. Sağlık görüşmelerinde cinsellik hiç sorulmayabilir. Partnerini kaybetmiş birinin yeni bir ilişki istemesi yadırganabilir. Kişi kendi arzusunu bile “Bu yaşta bana ne oluyor?” diye utançla karşılayabilir.

Sorun arzunun varlığı değil, ona uygun görülmeyen yaştır.

Arzu, davranış ve yakınlık aynı şey değildir

Cinselliği anlamanın en güçlü yollarından biri, çoğu zaman birbirine karıştırılan üç kavramı ayırmaktır.

Cinsel arzu, cinsel bir deneyime yönelik ilgi, merak veya istek alanıdır. Sabit bir karakter özelliği değildir. Hayat boyunca artabilir, azalabilir, bir süre geri planda kalabilir veya farklı koşullarda ortaya çıkabilir.

Cinsel davranış, kişinin fiilen ne yaptığıdır. Arzu ile davranış her zaman aynı yönde ilerlemez. Bir kişi arzu duyduğu hâlde partneri, mahremiyeti veya fiziksel imkânı olmadığı için cinsel davranışta bulunmayabilir. Başka biri yakınlık kurmayı seçebilir ama o anda güçlü bir başlangıç arzusu hissetmeyebilir. Dolayısıyla yalnızca “Ne sıklıkta?” sorusu, kişinin cinsel dünyasını açıklamaya yetmez.

Yakınlık ise daha geniş bir alandır: dokunmak, sarılmak, birlikte çıplak kalabilmek, şefkat göstermek, bedensel güven hissetmek veya özel bir alanı paylaşmak. Yakınlık cinsel olabilir; ama her yakınlık cinsel olmak zorunda değildir. Üstelik insanlar yaş aldıkça bu üç alanın önemi ve birbirleriyle ilişkisi yeniden şekillenebilir.

Bu ayrım, yaşlı yetişkinlerin cinselliğini yalnızca aktivite sıklığı üzerinden değerlendirme hatasını görünür kılar. Dışarıdan “cinsel hayat yok” gibi görünen bir ilişkide yoğun bir bedensel yakınlık bulunabilir. Tersine, düzenli cinsel davranış her zaman kişinin kendini yakın, özgür veya tatmin olmuş hissettiği anlamına gelmez.

Gerçek mekanizma: Yaş değil, koşullar bütünü

Kronolojik yaş tek başına arzunun düzeyini belirleyen bir kumanda değildir. Cinsel ilgi; biyolojik, psikolojik, ilişkisel ve toplumsal etkenlerin kesişiminde oluşur. Buna biyopsikososyal yaklaşım denir: Beden, zihin ve yaşam koşulları ayrı kutular değil, aynı deneyimin parçalarıdır.

Bedensel sağlık, enerji, uyku, kullanılan ilaçlar ve hormonal geçişler cinsel deneyimi etkileyebilir. Ruh hâli, beden algısı, yas, kaygı ve geçmiş deneyimler de bu tabloya katılır. İlişkinin niteliği, partnerin varlığı, bakım sorumlulukları ve mahremiyet ise arzunun yaşanabileceği alanı genişletebilir ya da daraltabilir.

Toplumsal koşullar da en az bunlar kadar gerçektir. Yetişkin çocuklarla aynı evde yaşamak, bakım kurumlarında özel alana sahip olmamak veya “Artık bunları düşünmemelisin” mesajını sürekli duymak cinsel ifadenin önüne geçebilir. Böyle bir durumda görünen azalma, doğrudan biyolojik yaşın sonucu olmayabilir; arzunun yaşayabileceği alan küçülmüş olabilir.

Bu nedenle aynı yaştaki iki insanın cinsel yaşamı birbirine hiç benzemeyebilir. Hatta aynı kişinin hayatındaki iki farklı dönem bile bambaşka olabilir. Takvim ilerler; fakat sağlık, ilişki, güven, özgürlük ve mahremiyet aynı hızda ya da aynı yönde ilerlemez.

Buradaki şaşırtıcı ayrım şudur: Üreme kapasitesi ile cinsel ilgi ve yakınlık kapasitesi aynı saatle çalışmaz. Menopoz üreme yaşamında önemli bir geçiştir, ancak cinsel ilginin zorunlu sonu değildir. Benzer biçimde yaşla ortaya çıkan diğer üreme değişimleri de kişinin arzusunu veya yakınlık kurma isteğini otomatik olarak sona erdirmez. Cinselliği yalnızca üremeyle eşitleyen kültürel hikâye, bu ayrımı uzun süre görünmez kılmıştır.

Normalleştirmek, herkesten aktif olmasını beklemek değildir

Yaşlı yetişkin cinselliğini normalleştirmek, “Herkes ömür boyu seks istemelidir” demek değildir. Bu da ters yönde başka bir baskı yaratır. Bazı insanlar için cinsellik merkezi bir yaşam alanıdır; bazıları için değildir. İlgi azalabilir, geri dönebilir veya kişi cinsel bir yaşam istemeyebilir. Bunların hiçbiri tek başına eksiklik kanıtı değildir.

Cinsel iyi oluşun daha kullanışlı ölçüsü, belirli bir sıklığa ulaşmak değil; kişinin kendi isteğini tanıyabilmesi, istemediğinde hayır diyebilmesi, istediğinde bunu utanç duymadan ifade edebilmesi ve yakınlığı rıza, güven ve mahremiyet içinde yaşayabilmesidir.

Bu çerçeve yaşlanmayı inkâr etmez. Bedenin ve hayatın değişebileceğini kabul eder; fakat her değişimi kayıp diye adlandırmaz. Arzu aynı yoğunlukta kalmayabilir, farklı zamanlarda belirebilir veya başka yakınlık biçimleriyle birlikte yaşayabilir. Değişmek ile sona ermek aynı şey değildir.

Cinselliğin son kullanma tarihi yoktur. Fakat arzu hâlâ mevcutken beden bazen neden eskisinden daha geç yanıt verir? Sıradaki soru tam olarak bu.

Puan vermek ve yorum yazmak için giriş yap.

Yorumlar

Bu derse henüz puan verilmemiş.

  • Henüz yorum yok. İlk yazan sen olabilirsin.