Ders metni
Kültürün bize en sık gösterdiği senaryo oldukça nettir: Önce istek gelir, sonra cinsellik başlar. Bir anda akla düşen seks fikri, belirgin bir çekim, bedende hissedilen güçlü bir yönelim… Hikâyelerde arzu çoğunlukla açılış sahnesidir. Bu gerçek bir deneyimdir; fakat insan cinselliğinin tek başlangıç biçimi değildir.
Bazı insanlarda sıra zaman zaman değişir. Başlangıçta güçlü bir cinsel istek bulunmaz; yine de kişi yakınlığa içtenlikle açık, meraklı veya olumlu hissedebilir. Mahremiyet, istenen bir temas, zihinsel odaklanma ya da rahatlatıcı bir atmosfer deneyimi cinsel bir yöne taşıdıkça arzu görünür hâle gelebilir. Ateş ilk anda parlamamıştır; ortam ısındıkça yanmaya başlamıştır.
İki farklı başlangıç yolu
Spontan arzu, belirgin bir cinsel bağlam henüz oluşmadan ortaya çıkan istektir. Gün içinde kendiliğinden gelen bir düşünce, birini arzuladığını fark etmek veya doğrudan cinsel yakınlık aramak buna benzeyebilir. Burada arzu, süreci harekete geçiren kuvvet gibi çalışır.
Responsive desire —Türkçede yanıt olarak gelişen arzu diyebiliriz— uygun ve istenen bir bağlamın ardından beliren arzudur. Kişi başlangıçta “Şu anda güçlü bir cinsel istek duyuyorum” demeyebilir. Başlangıç noktası daha çok “Yakınlığa açığım, nasıl hissedeceğime bakabilirim” olabilir. Deneyim hoş, güvenli ve ilgi çekici geldikçe cinsel istek belirginleşebilir.
Rosemary Basson’ın geliştirdiği biyopsikososyal cinsel yanıt modeli, deneyimin her zaman sabit ve doğrusal bir sırayla ilerlemediğini gösteren önemli çerçevelerden biridir. Bu modelde arzu her koşulda ilk kutu olmak zorunda değildir; yakınlık isteği, dikkat, öznel uyarılma ve haz birbirini besleyebilir. Başlangıçta güçlü bir dürtü bulunmayan bir deneyim, süreç içinde gerçek bir cinsel isteğe dönüşebilir.
Model ilk olarak kadın cinsel yanıtını açıklamak için geliştirilmiş olsa da buradan “Bütün kadınlar böyle arzular” sonucu çıkmaz. Yanıt olarak gelişen arzu kadınlara özgü değişmez bir mekanizma da değildir. Bir kişi bazı zamanlarda spontan, bazı zamanlarda bağlama yanıt veren arzu yaşayabilir. Aynı ilişkide, aynı partnerle, hatta görünüşte benzer günlerde bile başlangıç yolu değişebilir. Bunlar birbirine rakip iki kimlik değil, arzunun izleyebildiği iki rotadır.
Arzu sonradan nasıl belirir?
Bu örüntüyü bir düğmeden çok, aşamalı bir yön değişimi olarak düşünmek daha doğru olur. Başlangıçta cinsel açıdan nötr olabilirsin: Ne belirgin biçimde istekli ne de isteksiz. Ardından senin için olumlu ve gönüllü bir bağlam oluşur. Mahremiyet vardır, acele etmen gerekmiyordur, zihnin gündelik taleplerden bir miktar uzaklaşmıştır veya sevdiğin biriyle temas fikri sıcak geliyordur.
Dikkat yavaşça yapılacaklar listesinden bedensel duyumlara ve yakınlığa yönelir. Deneyim iyi hissettikçe merak artabilir; haz ihtimali soyut bir fikir olmaktan çıkarak o ana ait bir olasılığa dönüşür. Kişi bir süre sonra başlangıçta hissetmediği şeyi fark edebilir: “Şimdi gerçekten istiyorum.” İstek sahte değildir veya geç belirdiği için daha az geçerli sayılmaz. Yalnızca deneyimin başka bir noktasında ortaya çıkmıştır.
Bu değişimde tek bir “arzu merkezi” çalışmaz. Cinsel motivasyon; dikkat, beklenti, geçmiş deneyimler, duygusal durum, bedensel rahatlık ve ortamın nasıl değerlendirildiği gibi birçok sürecin kesişiminde oluşur. Beyin yalnızca cinsel bir uyaranın varlığını kaydetmez; onun o anda ödüllendirici, güvenli, zahmetli, rahatsız edici ya da ilgisiz olup olmadığını da değerlendirir. Aynı temas bir gün davetkâr, başka bir gün nötr gelebilir.
Bu nedenle “Doğru teknik bulunursa arzu gelir” türü formüller yanıltıcıdır. Uykusuzluk, zihinsel yük, mahremiyet eksikliği, ilişki içindeki gerilim, ağrı beklentisi, beden algısı veya acele edilmesi gibi etkenler ilginin gelişmesini zorlaştırabilir. Tersine, rahatlık, zaman, güven, istenen temas ve kişinin kendi hızını belirleyebilmesi arzunun ortaya çıkabileceği bir alan yaratabilir. Bunların hiçbiri tek başına sonuç garantisi değildir; bağlam, kişiden kişiye ve günden güne değişir.
Yanıt olarak gelişen arzu partnerli cinselliğe de bağımlı değildir. Kişi yalnızken başlangıçta yoğun bir dürtü hissetmeden cinselliğe zaman ve dikkat ayırabilir; ilgisinin süreç içinde arttığını fark edebilir. Dolayısıyla burada bir başkasının kişide arzu “üretmesinden” söz etmiyoruz. Arzu yine kişinin kendi deneyimidir. Partner, ortam veya temas yalnızca bu deneyimin oluştuğu bağlamın parçaları olabilir.
İstek, uyarılma ve haz aynı şey mi?
Gündelik dilde bu üçü kolayca birbirine karışır. Arzu, cinsel deneyime yönelik öznel istektir. Uyarılma, zihinsel heyecanı ve bedensel değişimleri kapsayabilir. Haz ise yaşanan duyumun olumlu değerlendirilmesidir. Birbirlerini etkileyebilirler, fakat her an kusursuz biçimde üst üste binmeleri gerekmez.
Bir kişi başlangıçta cinselliği özellikle aramıyor olabilir; temas hoş geldikçe öznel uyarılma ve haz artabilir, bunların ardından arzu gelişebilir. Başka bir anda bedensel bir tepki oluştuğu hâlde kişi zihinsel olarak ilgilenmeyebilir. Bazen de kişi cinselliği isteyebilir fakat bedeni beklediği hızda yanıt vermeyebilir. Bu ayrım, “Bedenim tepki verdiyse istemiş olmalıyım” veya “Başta istemediysem sonradan gelen arzu gerçek değildir” gibi hatalı sonuçları önler.
Yanıt olarak gelişen arzu yalnızca cinsel organlarda ortaya çıkan fizyolojik değişime verilen otomatik bir tepki değildir. Deneyimin kişiye nasıl geldiği önemlidir: Dikkat çekici mi, hoş mu, güvenli mi, arzu edilir mi? Bedensel uyarılma bu sürecin bir parçası olabilir; fakat kişinin öznel değerlendirmesinin yerine geçmez.
“Başlamak” tam olarak ne demek?
“İstek gelmeden başlamak” ifadesi kolayca yanlış anlaşılabilir. Buradaki başlangıç, istemediğin bir cinsel aktiviteye katlanmak veya partnerin beklentisine boyun eğmek değildir. Daha doğru karşılığı, henüz yoğun bir arzu yokken gönüllü biçimde yakınlığa alan açmak olabilir.
Aradaki fark dışarıdan küçük, içeriden büyüktür. Bir durumda kişi “Şu anda güçlü bir istek hissetmiyorum ama bu fikir bana iyi geliyor; nasıl hissedeceğime bakabilirim” diyebilir. Diğerinde ise “İstemiyorum ama sorun çıkmasın diye kabul etmeliyim” düşüncesi vardır. İkincisi yanıt olarak gelişen arzu değildir; baskı, yükümlülük veya çatışmadan kaçınma üzerinden ilerleyen bir durumdur.
Gönüllü açıklığın içinde hareket alanı bulunur. Kişi yavaşlamayı, başka bir yakınlık biçimine geçmeyi veya durmayı seçebilir. “Belki” ile başlayan bir deneyim “evet”e dönüşebileceği gibi “hayır”a da dönüşebilir. Kavramın amacı isteksizliği yeniden adlandırmak değil, yoğun arzudan önce var olabilen samimi açıklığı tarif etmektir.
Deniz’in günün sonunda belirgin bir cinsel isteği olmadığını düşünelim. Partneriyle yakınlaşma ihtimali ona rahatsız edici gelmiyor; tersine, sıcak ve merak uyandırıcı geliyor. Birlikte sakinleşip yakınlaştıkça dikkati değişiyor ve bir süre sonra devam etmeyi gerçekten istediğini fark ediyor. Burada arzu başlangıç bileti değil, yolculuk sırasında gelen bir yolcu.
Bu örneği sağlıklı kılan şey, arzunun sonradan gelmesi kadar Deniz’in başlangıçtaki durumudur: Kendini mecbur hissetmemesi, deneyimi kendi isteğiyle seçmesi ve ne hissettiğini izleyebilmesi. Aynı akşam ilgisi gelişmeseydi bu, yanlış bir şey yaptığı anlamına gelmezdi. İnsan cinselliği her denemede aynı sonucu veren bir laboratuvar düzeneği değildir.
Yanlış etiket: “Demek ki libidom düşük”
İnsan kendisini çoğu zaman en görünür an üzerinden değerlendirir: “Partnerim yaklaşmadan önce seks düşünmüyorum”, “Gün içinde durup dururken istek gelmiyor”, “Eskisi gibi bir anda arzulamıyorum.” Tek geçerli modelin spontan arzu olduğuna inanıyorsan, buradan hızla “Bende bir sorun var” sonucuna ulaşabilirsin.
Oysa yalnızca başlangıç anına bakmak, filmin tamamını ilk kareden değerlendirmeye benzer. Daha açıklayıcı soru şudur: İstek hep deneyimden önce mi geliyor, yoksa bazı zamanlarda uygun ve gönüllü bir bağlam içinde mi beliriyor? Başlangıçta nötr olmak ile bütün deneyim boyunca isteksiz hissetmek aynı durum değildir.
Bu ayrım, “düşük libido” etiketini aceleyle kullanmayı önleyebilir. Klinik değerlendirmelerde yalnızca spontan cinsel düşüncelerin sıklığına değil; bağlama, yanıt olarak gelişen isteğe, kişinin yaşadığı sıkıntıya, ilişki koşullarına, ağrıya, sağlık durumuna ve kullanılan ilaçlar gibi başka etkenlere de bakılır. ISSWSH’nin hipoaktif cinsel istek bozukluğuna ilişkin klinik bakım süreci de düşük spontan arzunun tek başına yeterli bir değerlendirme olmadığını; kişisel sıkıntı ve daha geniş biyopsikososyal bağlamın dikkate alınması gerektiğini vurgular.
Yanıt olarak gelişen arzuyu tanımak, her arzu değişimini açıklamaz veya kişiyi etkileyen her güçlüğü otomatik olarak olağan ilan etmez. Arzuda belirgin ve kalıcı bir değişim varsa; durum sıkıntı yaratıyor, ilişkileri etkiliyor ya da ağrı, depresif belirtiler, hormonal değişimler veya ilaç kullanımı gibi başka unsurlarla birlikte görülüyorsa bir hekim ya da cinsel sağlık alanında çalışan yetkin bir uzmanla değerlendirmek iyi bir fikir olabilir.
Kendi örüntünü fark etmek
Arzuyu sınava çevirmeden birkaç ayrımı gözlemleyebilirsin:
- İstek bazen kendiliğinden mi geliyor, yoksa çoğunlukla bağlam oluştuktan sonra mı beliriyor?
- Başlangıçtaki nötr hâlin rahat ve meraklı mı, yoksa gergin ve yükümlülük altında mı?
- Mahremiyet, zaman, stres ve bedensel rahatlık ilgini nasıl etkiliyor?
- Yakınlık ilerledikçe merakın ve isteğin artıyor mu, aynı mı kalıyor, azalıyor mu?
- Arzu geliştiğinde bunu hangi işaretlerden anlıyorsun: zihinsel odak, temas arama, haz beklentisi, devam etme isteği?
Bu soruların tek bir doğru cevap dizisi yoktur. Amaç kendine yeni bir performans ölçütü koymak değil; arzunun zamanlamasını ve koşullarını daha doğru okumaktır. Bir gün spontan, başka bir gün bağlama yanıt veren arzu yaşamak tutarsızlık sayılmaz. Arzu sabit bir kişilik özelliği gibi davranmak zorunda değildir.
En şaşırtıcı fikir belki de şu: Cinsel deneyime gönüllü biçimde alan açmak için başlangıçta güçlü bir cinsel dürtü hissetmek şart değildir. İstek bazen kapıyı açar; bazen kişi kapıyı merakla araladıktan sonra belirir. Arzunun ne zaman geldiği, onun gerçekliğini belirleyen bir kalite ölçüsü değildir.
Kaynak notu
- Basson, R. (2000). “The Female Sexual Response: A Different Model.” Journal of Sex & Marital Therapy, 26(1), 51–65. https://doi.org/10.1080/009262300278641
- Clayton, A. H. ve arkadaşları (2018). “The International Society for the Study of Women’s Sexual Health Process of Care for Management of Hypoactive Sexual Desire Disorder in Women.” Mayo Clinic Proceedings, 93(4), 467–487. https://doi.org/10.1016/j.mayocp.2017.11.002
Puan vermek ve yorum yazmak için giriş yap.
Yorumlar
Bu derse henüz puan verilmemiş.
- Henüz yorum yok. İlk yazan sen olabilirsin.
