UrusACADEMY
Hemen Başla

Ders 1 / 5

Fantezi Bir Plan Değildir

Fantezilerin Psikolojisi
0:00-9:25

Ses hazırlanıyor…

Ders metni

Zihnin kurgu odası

Bir filmin kurgu odasını düşün. İçeri giren ham görüntülerin hepsi final filme dönüşmez. Bazıları yalnızca bir duygu yaratmak, bir ihtimali denemek ya da hikâyenin sınırlarını görmek için masaya gelir. Görüntü kesilebilir, yeniden sıralanabilir, abartılabilir; zaman, fizik ve sonuçlar geçici olarak askıya alınabilir.

Cinsel fantezi de çoğu zaman böyle çalışır. Zihin bir sahne üretir veya kendiliğinden beliren bir sahneyi sürdürür. Fakat kurgu odasına giren her görüntü, hayat planına eklenmez.

Üstelik fantezi yalnızca bilinçli biçimde yazdığımız iç senaryolardan oluşmaz. Bazı imgeleri isteyerek çağırırız; bazıları kendiliğinden belirir. Kimi haz verir, kimi şaşırtır, kimi de huzursuz eder. Bunların zihinde bulunması, hepsinin aynı psikolojik kaynaktan geldiğini göstermez.

Bir sahnenin çekiciliği de bazen olay örgüsünden çok taşıdığı duygudadır: yoğun biçimde arzulanmak, kontrolü bırakmak, kontrolü elinde tutmak, görünür olmak, anonim kalmak, spontane hissetmek ya da gündelik benliğinden kısa süreliğine uzaklaşmak. Zihin bu duyguyu, gerçek yaşamda bütünüyle tercih edilmeyecek bir senaryonun içine yerleştirebilir.

Fanteziden davranışa düz bir çizgi yok

Günlük dil, fanteziyi, uyarılmayı, arzuyu ve niyeti kolayca aynı torbaya atar. Oysa bunlar birbirine temas edebilen ama ayrı işleyen deneyimlerdir.

Fantezi, zihinsel içeriktir: bir görüntü, hikâye, rol, his veya ihtimal.

Uyarılma, bu içeriğe eşlik edebilen zihinsel ya da bedensel tepkidir. Dikkat yoğunlaşabilir, heyecan hissedilebilir veya genital tepki ortaya çıkabilir.

Arzu, bir deneyimi isteme hâlidir. Burada artık yalnızca sahnenin çekiciliği değil, kişinin o deneyime yönelik öznel isteği söz konusudur.

Niyet, davranışa daha yakın bir yönelimdir: Deneyimi gerçek bir seçenek olarak değerlendirmek, ona doğru adım atmak veya plan yapmak.

Davranış ise zihnin dışında, gerçek insanların, bedenlerin, sınırların ve sonuçların bulunduğu alanda gerçekleşir.

Bu aşamalar bazen örtüşür. Bir kişi hayal ettiği bir şeyi gerçekten isteyebilir ve uygun koşullarda yaşamayı seçebilir. Başka bir kişi aynı sahneye yıllarca dönerken onu kurgu odasından çıkarmaya hiç ilgi duymayabilir. Merak da mümkündür: Bir deneyim ilginç gelebilir ama kişi onu hayatına almak istemez.

“Aklıma geldiyse içten içe istiyorumdur” düşüncesi, zihinsel içerikten arzuya hızlı bir sıçrama yapar. Oysa düşüncenin nasıl ortaya çıktığı, sahnenin hangi unsurunun çekici geldiği ve gerçek koşullar eklendiğinde kişinin ne hissettiği bu yorumun yönünü değiştirebilir.

Gerçek dünya kadraja girdiğinde

Zihinsel simülasyon, bir ihtimali bütün bedellerini yaşamadan canlandırabilir. Fantezide bedenin konforu, duygusal etkiler, mahremiyet, ilişkisel sonuçlar, kişisel değerler ve sonradan nasıl hissedileceği kadrajın dışında kalabilir. Zihin yalnızca ilgisini çeken ayrıntıyı yakın plana alır.

Örneğin bir kişi bütün kontrolü bıraktığı bir sahneyi uyarıcı bulabilir. Ancak isteyerek sürdürülen fantezide, görünüşte pasif olsa bile sahnenin yönetmeni hâlâ kendisidir: Başlatabilir, değiştirebilir, istemediği bölümleri atlayabilir ve dilediği anda bitirebilir. Gerçek yaşamda aynı editör yetkisi yoktur.

Sıra dışı bir mekânda geçen sahnede çekici olan da mekânın kendisinden çok spontane olma hissi olabilir. Mahremiyet kaybı, fiziksel rahatsızlık veya başkaları üzerindeki etkiler kadraja girdiğinde bütün deneyim cazibesini yitirebilir.

Bu yüzden fanteziyi anlamaya çalışırken “Sahnede ne oluyor?” kadar “Benim dikkatimi burada ne çekiyor?” sorusu da değerlidir. Yanıt belirli bir eylem yerine yoğunluk, güç, güven, teslimiyet, kaçış, rol değişimi veya görülme hissi olabilir. Bazen net bir yanıt bulunmaz. Zihin, ürettiği her görüntünün altına açıklayıcı dipnot koymaz.

Düşünce–eylem kaynaşması

Psikolojide düşünce–eylem kaynaşması adı verilen bir bilişsel eğilim vardır. Literatürde bu kavram genellikle iki biçimde ele alınır. Ahlaki düşünce–eylem kaynaşmasında, kabul edilemez bir şeyi düşünmek onu yapmakla ahlaken eşdeğer sayılır. Olasılık düşünce–eylem kaynaşmasında ise bir olayı düşünmenin, o olayın gerçekleşme ihtimalini artırdığına inanılır.

Kavram özellikle obsesif kompulsif belirtiler bağlamında incelenmiştir. “Bu düşünce aklımdan geçtiyse demek ki bunu gizlice istiyorum” sonucu ise düşünce–eylem kaynaşmasının standart tanımı değildir. Bu, zihinsel içeriğin kişinin arzusu veya karakteri hakkında doğrudan itiraf sayıldığı ayrı bir yorumdur.

Cinsellik böyle yorumlara açık bir alan yaratabilir. İnsanlar bir fanteziyi karakterlerinin gizli özeti gibi okuyabilir veya bedensel tepkiyi onay beyanı sanabilir. Oysa arousal concordance, yani öznel uyarılma hissiyle genital tepkinin ne ölçüde örtüştüğü, kusursuz olmak zorunda değildir. Beden bazen kişinin seçmediği, istemediği ya da değerleriyle uyumsuz bulduğu bir içeriğe otomatik tepki verebilir.

Bu bilgi bütün fantezileri rastlantısal veya kişiden kopuk hâle getirmez. Bazı fanteziler gerçek arzulara yakından temas eder; bazıları bir duyguyu büyütür, bazılarıysa zihnin kendiliğinden ürettiği malzemelerdir. Hangi yorumun daha anlamlı olduğunu tek bir görüntüden değil, kişinin bilinçli istekleri, sınırları, değerleri ve gerçek hayattaki seçimleriyle birlikte anlayabiliriz.

Sahnenin sende bıraktığı izi okumak

Her fanteziyi sorguya çekmeye gerek yok. Fakat bir sahne kafa karıştırıyor veya suçluluk yaratıyorsa, onu tek bir büyük hükme dönüştürmeden incelemek yardımcı olabilir:

  • Sahnenin tamamı mı çekici, yoksa belirli bir duygu veya ayrıntı mı?
  • Fiziksel, duygusal ve ilişkisel koşullar geri geldiğinde ilgim sürüyor mu?
  • Bu, isteyerek döndüğüm bir fantezi mi; yoksa zihnime istemeden giren bir görüntü mü?
  • Onu yalnızca hayal alanında tutmak bana uygun geliyor mu?
  • Gerçek hayatta buna doğru yöneliyor muyum, yoksa merak kurgu odasında mı kalıyor?

Bunlar “gizli arzuyu yakalama testi” değil. Cevapların hemen gelmesi de gerekmiyor. Ama sahnenin çekiciliğiyle gerçek yaşamda verilecek karar arasına düşünme alanı açıyor.

Bir fanteziyi yalnızca zihinde tutmayı seçmek inkâr ya da korkaklık sayılmaz. İnsanlar romanlarda, filmlerde ve oyunlarda hayatlarına taşımayacakları deneyimlerden etkilenebilir. Cinsel hayal gücü de böyle bir temsil alanı sunar. Öte yandan kişi, bazı fantezilerinin gerçek bir isteğe dokunduğunu fark edebilir. Bu farkındalık, davranış için otomatik talimat oluşturmaz; sınırlar, rıza, koşullar ve sonuçlar hâlâ değerlendirilir.

Ya sahne istenmeden geliyorsa?

İstenmeyen cinsel düşünce ile isteyerek sürdürülen cinsel fanteziyi ayırmak önemlidir. İstenmeyen düşünceler kişinin değerleriyle çelişebilir ve yoğun kaygı yaratabilir. Özellikle onları bastırmaya çalışmak, zihnin düşüncenin geri dönüp dönmediğini sürekli kontrol etmesine yol açabilir. Böylece yorucu olan yalnızca içerik değil, içerikle sürdürülen mücadele hâline gelir.

Bir görüntünün zihne gelmesi, kişinin onu seçtiğini göstermez. Tekrarlayan düşünceler yoğun sıkıntı yaratıyor, günlük yaşamı etkiliyor veya sürekli kontrol ve kaçınma davranışlarına yol açıyorsa ruh sağlığı alanında çalışan yetkin bir uzmandan destek almak iyi bir fikir olabilir. Amaç düşüncenin içeriğinden karakter teşhisi çıkarmak değil, onun yarattığı sıkıntıyla daha sağlıklı bir ilişki kurmaktır.

Zihin bir mahkeme tutanağı değildir. Çağrışımlar, anılar, duygular ve ihtimaller üretir; bazen de hiçbir açık mesaj taşımayan sahneler kurar. Daha sakin soru şudur: Bu sahnede beni çeken ne ve gerçek hayatın tamamı kadraja girdiğinde neyi seçiyorum?

Sıradaki soru, kurgu odasının neden bazı sahnelere özellikle güçlü bir ışık tuttuğu: Alışılmadık, yasak ya da şaşırtıcı görünen şeyler zihinsel olarak neden daha ilginç gelebilir?

Puan vermek ve yorum yazmak için giriş yap.

Yorumlar

Bu derse henüz puan verilmemiş.

  • Henüz yorum yok. İlk yazan sen olabilirsin.