Ders metni
Arzu, iki kişinin aynı yolda farklı hızlarda yürümesine benzer. Biri önde kaldığında bu, diğerinin bozuk ya da geride olduğu anlamına gelmez. Belki ikiniz de normalsiniz; yalnızca hızlarınız aynı değil.
Bir ilişkide cinsel yakınlığı daha sık isteyen kişi kendini “fazla” hissedebilir. Diğeri ise “eksik”, “soğuk” ya da “bozuk” olmakla suçlanabilir. Bazen roller daha sessiz dağıtılır: Biri talepkâr, diğeri kaçınan ilan edilir. Sonra çift, aralarındaki farkı anlamaya çalışmak yerine hangi kişinin düzeltilmesi gerektiğini tartışmaya başlar.
Bu tartışmanın temelinde yanıltıcı bir varsayım vardır: Herkes için geçerli doğru bir arzu düzeyi bulunduğu ve partnerlerden birinin bu çizgiden saptığı düşünülür. Oysa cinsel arzu uyumsuzluğu (sexual desire discrepancy), öncelikle iki kişinin arzuları arasındaki göreli farkı tarif eder. Tek başına bir tanı değildir; kimin sağlıklı, kimin sorunlu olduğunu da söylemez.
“Yüksek” ve “düşük” kime göre?
“Daha çok isteyen” ifadesindeki en önemli kelime, *daha*dır. Çünkü bu, bir kimlik değil karşılaştırmadır.
Bir kişi belirli bir ilişkide partnerine kıyasla daha sık cinsel yakınlık isteyebilir. Aynı kişi hayatının başka bir döneminde, başka bir bağlamda ya da başka bir partnerle daha az isteyen taraf olabilir. Burada ölçülen sabit bir özellik değil, iki arzunun o sırada birbirine göre konumudur.
Yürüyüşün hızı da zemin, yorgunluk ve koşullar değiştikçe farklılaşır. Arzu da benzer biçimde yaşamın içinde hareket eder. “Yüksek libidolu” ve “düşük libidolu” etiketleri deneyimi anlatmayı kolaylaştırabilir; fakat kısa sürede kişiliğe yapışabilir.
“Şu sıralar partnerimden daha sık istiyorum” cümlesi, “Ben yüksek libidolu biriyim” cümlesinden daha fazla bağlam taşır. İlki değişime yer bırakır. İkincisi ise geçici bir konumu kalıcı bir karakter özelliğine dönüştürebilir.
Arzu neden sabit bir ayar değildir?
Cinsel arzu yalnızca bedensel bir dürtünün gücüyle belirlenmez. Sinir sistemi, hormonlar, ruh hâli, uyku, stres, kullanılan bazı ilaçlar, ağrı, beden algısı, mahremiyet, ilişkinin duygusal iklimi ve yaşamın o dönemdeki yükü arzunun ortaya çıkışını etkileyebilir. Bunların hiçbiri herkeste aynı şekilde çalışmaz; aynı kişide bile zaman içinde farklı sonuçlar doğurabilir.
Arzunun nasıl başladığı da değişebilir. Kendiliğinden beliren arzu (spontaneous desire), belirgin bir yakınlık başlamadan önce ortaya çıkar: Kişi önce ister, sonra yakınlaşmaya yönelir. Karşılık veren arzu (responsive desire) ise güvenli ve hoş bir yakınlık bağlamında sonradan canlanabilir: Kişi başlangıçta güçlü bir istek hissetmeyebilir, fakat gönüllü biçimde yakınlığa açıldığında arzu oluşabilir.
Bu iki örüntü katı insan tipleri değildir. Bir kişi bazı zamanlarda kendiliğinden beliren, bazı zamanlarda karşılık veren arzu yaşayabilir. Üstelik karşılık veren arzu, istemediği bir şeye razı olmak anlamına gelmez. Başlangıçta güçlü bir arzu hissetmemek ile yakınlığa gönüllü ve meraklı biçimde açık olmak aynı anda mümkündür.
Arzunun her zaman yakınlıktan önce gelmesi gerektiği düşüncesi, çiftlerin birbirini yanlış okumasına yol açabilir. Arzusu daha sık kendiliğinden beliren partner, diğerinin önceden güçlü bir istek göstermemesini ilgisizlik sanabilir. Arzusu daha çok bağlam içinde oluşan partner ise kendisinde bir eksiklik bulunduğunu düşünebilir. Oysa bazen karşı karşıya olan şey “çok arzu” ve “yok arzu” değil, arzunun farklı zamanlarda devreye girmesidir.
Fark ne zaman probleme dönüşür?
Arzu düzeylerinin aynı olmaması tek başına ilişkinin kötü olduğu anlamına gelmez. Bazı çiftler belirgin bir farkı çok az çatışmayla taşıyabilir. Bazıları için daha küçük bir fark bile reddedilme, yetersizlik, baskı veya yalnızlık anlamı kazandığında yoğun sıkıntı yaratabilir.
Dolayısıyla yalnızca arzular arasındaki mesafeye değil, bu mesafeye verilen anlama da bakmak gerekir. “Beni istemiyorsa beni sevmiyor” ya da “Benden daha sık istiyorsa tek önemsediği cinsellik” gibi yorumlar, farkı kişisel bir hükme dönüştürür. O andan itibaren çift yalnızca cinsel istek hakkında değil; sevilebilirlik, çekicilik, güven ve kabul edilme hakkında da konuşmaya başlar.
Burada dil, görünmez biçimde taraf seçebilir. “Hangimizin libidosu problemli?” sorusu, daha cevap verilmeden bir suçlu bulunacağını varsayar. Daha adil sorular başka türlü kurulur:
- Aramızdaki fark hangi koşullarda belirginleşiyor?
- Bu fark her birimiz için ne anlam taşıyor?
- Yaşadığımız sıkıntı arzunun miktarından mı, yoksa farkı yorumlama biçimimizden mi doğuyor?
- Birbirimizi değiştirmeye çalışmadan bu deneyimi nasıl tarif edebiliriz?
Bunlar hızlı çözüm teknikleri değildir. Yalnızca kamerayı tek bir kişiden alıp ilişkinin tamamına çevirir. Böylece “Sen fazla istiyorsun” ile “Sen hiç istemiyorsun” arasına sıkışmak yerine, “Arzularımız şu anda farklı ve bu fark ikimizi de etkiliyor” denebilir.
Elbette göreli fark çerçevesi, her değişimi önemsiz saymak anlamına gelmez. Arzuda ani ve belirgin bir değişim varsa; buna ağrı, bedensel işlev değişikliği, yoğun duygusal sıkıntı veya günlük yaşamı etkileyen başka belirtiler eşlik ediyorsa bir hekim veya yetkin bir cinsel sağlık uzmanı tarafından değerlendirilmek iyi bir fikir olabilir. Bu ihtiyaç, partnerlerden birini otomatik olarak “problem kişi” yapmaz.
Normallik yarışının dışı
Çiftlerin arzuyu eşitlemesi her zaman mümkün değildir; sağlıklı bir ilişkinin şartı da bu değildir. Daha gerçekçi hedef, farkın varlığını inkâr etmeden onun utanca, karakter yargısına veya sürekli bir güç mücadelesine dönüşmesini engelleyebilmektir.
Bu çerçevede daha çok isteyen partner “fazla”, daha az isteyen partner “eksik” değildir. İkisinin de deneyimi gerçektir. Birinin özlemi diğerinin sınırını geçersiz kılmaz; diğerinin o anda istememesi de ilk kişinin yakınlık ihtiyacını sahte yapmaz. Ortak mesele, iki geçerli deneyimin aynı ilişkide nasıl yan yana durduğudur.
Arzu farkının ilk yanılsaması, cevaplanması gereken sorunun “Kim daha normal?” olduğudur. Daha doğru cevap çoğu zaman şudur: Belki ikiniz de. Aranızdaki fark gerçek; fakat bu fark, tek başına birinizin bozuk olduğunu kanıtlamıyor.
Puan vermek ve yorum yazmak için giriş yap.
Yorumlar
Bu derse henüz puan verilmemiş.
- Henüz yorum yok. İlk yazan sen olabilirsin.
